Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Evrenin Başlangıcı Gibi Sonu Da Vardır

Tek Tanrılı dinleri, kendileri dışındaki tüm düşünce sistemlerinden, dinlerden ve felsefelerden ayıran diğer önemli bir nokta da evrenin bir sonunun olacağını söylemeleridir. Big Bang’in felsefi sonuçları üzerine yapılan tartışmalarda, bu sonucun üzerinde de yeterince durulmamıştır. Oysa bu sonucun da, tarih boyunca yapılmış çok temel bir tartışmada, kimin haklı olduğunu göstermesi açısından büyük bir önemi bulunmaktadır.

Genişleyen evrenin karşılaşacağı iki tane son senaryosu vardır:

1- Ya evren sürekli genişleyecek ve sonunda bir ısı ölümü yaşanacaktır. Buna Büyük Donma (Big Chill) denmektedir.

2- Ya da çekim gücü bir noktada genişlemeye baskın çıkacak ve evren büzülmeye başlayıp sonunda bir tekillikte kaybolacaktır. Buna ise Büyük Çöküş (Big Crunch) denmektedir. (Devamını Oku)

Evren Buysa Kral Kim?

Yazan: Taşkın Tuna

Işığın bir uçtan öbür uca 100.000 yılda gidebildiği dev bir yıldız topluluğu içinde yer alıyoruz. Yıldız adalarına astronomi dilinde “galaksi” denir. Evrenimizde bizim içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisi gibi 200 milyar daha galaksinin mevcut olduğu tahmin ediliyor.

Bu evren içinde “en” sözcüğünü başa geçirip, ne gibi özelliklerin var olabileceğini düşündüm ve uzun bir araştırmadan sonra, aşağıda elde ettiğim bulguları sizlerle de paylaşmak istedim.

EN UZUN GÜNEŞ TUTULMASI:

Ayın Dünya ile Güneş arasında aynı düzlem içinde bulunması sonucunda meydana gelir. Yapılan teorik hesap ve gözlemlerden, Ayın Dünya etrafındaki dolanım hızı nedeniyle Güneş tutulmasının en fazla 7 dakika. 31 saniye. sürdüğü anlaşılmıştır. Bu maksimum süreye ise hiç bir zaman ulaşılamaz. Bunun nedeni, Güneşin Dünya ve Ay ile uzaklığının değişimi ve Güneşin görünüm açısının farklı oluşudur. M.Ö. 2004 ile M.S. 2526 yılları arasında en uzun sürecek Güneş tutulması 16 Temmuz 2186 günü görülecektir. Yakın geçmişte de en uzun Güneş tutulması, Temmuz 1955 tarihinde 7 dakika 8 saniye olarak gerçekleşmiş ve Hint Okyanusundan izlenmiştir. (Devamını Oku)

Kör Olmak Ya Da Olmamak

Yazan: Taşkın Tuna

İçinde yaşadığımız sonsuz ufuklara kadar uzanan, her nesnenin bir başka nesneye göre değer kazandığı, hiyerarşik bir düzen ve mükemmel bir âhenkle işleyen bu evrende her olay, her hareket ve her cisim; kendi bulunduğu yer ve zaman boyutunda bir görev üstlenmiş olduğundan, dışa yansıyan görüntüler, tamamen izafiyet çerçevesi içinde değerlendirilmelidir.

Uzaydaki uydular (aylar) gezegenler etrafında, gezegenler güneşler etrafında, güneşler, galaktik merkez etrafında, galaktik merkez kendi ekseni etrafında, galaksiler bir başka galaksi etrafında dolanırlar. Bu büyük âleme uzmanlar, makrokozmos adını veriyorlar. Maddenin en küçük elamanı olan atomda da benzer plânlamayı ve dengeli bir tasarımı görmek mümkündür. Elektronlar çekirdek etrafında, çekirdekler kendi ekseni (spin) etrafında; atomlar, fiziksel yasalarla kimyasal prensipler ve matematiksel denklemlerle bağlandığı moleküller çevresinde hareket edip sürekli bir titreşim halinde mikrokozmosun harikalar harikası düzenlemesini sergilerler. (Devamını Oku)

Entropi Kanunu

Termodinamiğin İkinci Kanunu olarak kabul edilen ‘Entropi Kanunu’ (Düzensizlik Kanunu), evrendeki düzeni ortaya koyan en büyük delillerden biridir. Ayrıca bu kanun, evrenin ezelî olmadığını ve bir başlangıcı olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu yasaya göre, evrenin toplam enerji muhtevası sâbittir ve entropi sürekli artmaktadır. Entropi, fizikte bir sistemin içerdiği düzensizliğin ölçüsüdür. Bir sistemin düzenli bir yapıdan düzensiz bir hale geçmesi, o sistemin entropisini artırır. Yani sistemin düzensizliği ne kadar fazla ise, o sistemin entropisi de o kadar yüksek olmaktadır. Evrenin Big Bang ile başlayan sürecinde patlamanın etkisiyle yüksek entropi durumunun olması gerektiği beklenmesi gerekirken aksine evren çok düşük bir entropi düzeyinde oluşmuştur. Termodinamiğin bu ikinci kanununa göre, entropi yani düzensizlik her sistemde yükselir. Fakat sistemin bir kısmında ekstra bir entropi artışı olması durumunda bir başka kısmında entropi azalabilir (yani düzen artar). Araştırmalar, bir sistemin karmaşıklığını olduğundan az tahmin etme eğiliminde olduğu için bazen sistemin küçük bir bölümünün termodinamik dengeden ne kadar uzaklaştığına şaşırırlar. Fakat termodinamik kanuna göre, bu uzaklaşmalar geçicidir ve uzaklaşma ne kadar büyük olursa o kadar çabuk düzeltilir.[H. Ross, The Creator and the Cosmos, s. 164] (Devamını Oku)

Madde ve Enerjinin Yeni Çehresi

Yazan: Prof.Dr. Osman ÇAKMAK

Çok küçüklerin dünyasına inme serüveninin başladığı 1930′ların başlarında, bilim adamları, artık maddenin ‘temel taşlarını’ bulduklarını sanmışlardı. Çünkü bütün maddenin atomlardan oluştuğu ve bütün atomların da; proton, nötron ve elektronlardan meydana geldiği biliniyordu. Artık; ‘temel parçacıklar’ olarak adlandırılan bu varlıklar, maddenin bölünemez nihaî öğeleri olarak görülmekteydi.
Ancak modern fizik alanında yaşanan iki önemli gelişmeyle; atomaltı parçacıkları, maddenin temel öğeleri olarak kabul etme eğilimi ortadan kalkmaya başlayacaktı. 1930′lu yıllarda kendini gösteren bu gelişmelerden biri tecrübî alanda, diğeri ise; fikrî ve teorik alanda ortaya çıkmıştı. Tecrübî alanda yapılmış olan keşiflerle, deneylerde kullanılan araç ve tekniklerin olağanüstü bir biçimde geliştirilmesiyle yepyeni parçacıklar ortaya çıkarılmıştı. Bu heyecan verici, yıllar süren ve yavaş yavaş ortaya çıkan araştırmalara göre, artık elde edilen parçacıklara ‘temel parçacık’ denilemeyeceği, hattâ bunların ‘temel’ olma özelliğine bile sahip olmadıkları anlaşılmıştı. Bilinen parçacık sayısı 1935 yılında yalnızca 6 iken, bu sayı 1955′te 18′e yükselmişti. Günümüzde ise; 200′ün üstünde ‘temel parçacığın’ varlığı tespit edilmiştir. (Devamını Oku)

Zamanın İzafiyeti ve Kur’an

saat.jpg

Gökten yere her işi çekip çevirir. Sonra sizin saymakta olduğunuz bin yıla denk bir günde O’na yükselir. 32 Secde Suresi 5

Melekler ve Ruh, süresi elli bin yıl olan bir günde O’na yükselirler. 70 Mearic Suresi 4

İnsanlık tarihi boyunca zamanın gerek Evren’de, gerekse mümkün olabilecek her ortamda her varlık için aynı şekilde işlediği tahmin edilmiştir. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda Kuran’ın yukarıdaki ayetlerinin insan zihni için ne kadar köklü bir anlayış değişikliği getirdiği ortadadır. Kuran, değişik durumlarda gün kavramının değişeceğini, bir günün elli bin yıla eşit olabileceğini söylemiştir. Yüzlerce yıl muhtemelen “Acaba böyle bir şey nasıl olabilir?” itirazlarıyla karşılaşmış olan bu ayetlerin, aslında ne kadar önemli gerçeklere işaret ettiği son yüzyılda anlaşılmıştır.

Einstein’ın en meşhur keşfi İzafiyet Teorisi’dir. Fizikle ciddi bir şekilde ilgilenmeyen birçok kişi hâlâ bu teorinin ne demek istediğini anlayabilmiş değildir. Oysa Kuran ancak bu teoriyle anlaşılabilen gerçeklere 1400 yıl önce işaret etmektedir. Einstein, izafiyet ile ilgili açıklamalarını “özel İzafiyet Teorisi” ve “Genel İzafiyet Teorisi” diye iki çalışmada toplamıştır.

Einstein’a göre ışık hızına yakın bir hızla hareket eden bir araca binen kimse için zaman daha yavaş akmaktadır. Dünya’daki bir kişi için 100 gün geçtiği bir ortamda, ışık hızına yakın hareket eden kişi için 50 gün geçmektedir. Bu bulgu “özel İzafiyet Teorisi”nin en ilginç sonucudur. Evren’de hız arttıkça zaman daha yavaş geçmektedir. Demek ki zaman aynı Kuran’ın işaret ettiği gibi izafi bir kavramdır. Her ortamda, her yerde, her hızda saatler farklı işlemekte, günler farklı algılanmaktadır. (Devamını Oku)

Tabiat ve Terzilik

tailormade.jpg

Yazan: Zoolog Arif YILMAZ

Canlıların vücutlarını dış dünyanın zararlı tesirlerinden koruyan onların derileridir. Çünkü bütün canlılarda dış dünya ile direkt temasta olan, çeşitli şartlara (sıcak, soğuk, sürtünme, yaralanma vs.) karşı ilk mukavemeti ve esnekliği gösteren deri dediğimiz vücut elbisesidir.

Omurgalılarda deri, omurgasızlara nazaran daha komplex (muğlak, karmaşık) olup, epidermis (üst deri) ve dermiş (alt deri) denilen iki esas tabakadan üreyerek yukarıya doğru yeni deri hücrelerini meydana getirirken, diğer bir hücre tabakası da bunları keratinleştirir ve yüzeye doğru yassılaştırarak nasır tabaka (corneum)’yı meydana getirirler. Alt derinin içinde kılcal kan ve lenf damarları, sinirler, his alıcı reseptörler, renk veren krornotoforlar ayrıca yağ ve ter bezleri bulunur. Bundan başka tırnak, pul, tüy, saç gibi yapılar da deriden meydana gelirler.

Pullar balıkların vücudunu örter; yuvarlak ağızlı balıkların ağızdaki dişleri de epidermisten meydana gelmiş keratinleşmiş cisimciklerdir. Bacakları vücuda göre zayıf olan sürüngenlerin karınları sık sık yere süründüğünden bunların da vücudu pullardan meydana gelmiş olan bir zırhla örtülmüştür. Kuşların vücudu ise yine deriden meydana gelen tüylerle örtülüdür. Bacak ve ayak üzerleri ile gaga etrafı ise daha fazla aşınmaya maruz kalabileceğinden buralarda pullar bulunur. Memelilerin vücudu kıllarla örtülü olup, bazı dişsiz memelilerde (Edentata) vücut kalkan gibi dizilmiş zırh şeklinde pullarla Örtülüdür. (Devamını Oku)

Mühendislik ve Canlılar

Yazan: Dr. Polat HAS

Canlılar âlemi, insanlar tarafından incelenmekte ve araştırılmaktadır. Günümüze kadar birçok teknik buluşların kaynağı canlılar olmuştur. Bu sebeple teknik yönünden canlılar mühim bir durum arz eder.

Mesela, kunduz, büyük bir baraj ustasıdır. 650 m. uzunluğunda 3,5 metreye yükselebilen bentler yapmaktadır. Yüz ton malzemeden meydana gelebilen bentleri uzun yıllar yıkılmadan kalabiliyor. Su kanalları yaparken uzaklarda yıktıkları ağaçları kendileri taşıyamayacağı için suya atarlar. Suyun kaldırma kuvvetinden faydalanarak ağacı istenen yere götürürler. Yani suyun kaldırma kuvveti prensi- bini bilirler. Kunduzlar bu bentleri ile civar tarlaların sulanmasını, çevrenin sel baskınına uğramasını engellemiş olurlar.

Acaba kunduz bu fizik prensiplerini nasıl biliyor? (Devamını Oku)

Hayvanların Kemiklerinin Tasarımındaki Mükemmellik

Yazan: Prof.Dr. M.Sami Polatöz

Hayvanlar yeryüzü şartlarındaki çekim, hava basıncı, hareketlere bağlı mekanik basınç ve gerilimlere karşı mükemmel bir şekilde tasarlanmışlardır. Bizler bir makine icad ederken yaptığımız tasarımda en uygun çözümü bulmak üzere optimizasyon teknikleri geliştiririz. Bir tasarımda mümkün olduğu kadar az malzeme kullanarak, en dayanıklı yapıyı elde etmeye çalışma bir optimizasyon problemidir. Aracınızın yakıtı ile mümkün olduğunca fazla seyahat edebilme yine başka bir optimizasyon problemidir.
Günlük hayatımızda farkında olmadan hep optimizasyon problemlerini çözmeye çalışırız. Elimizdeki kısıtlı bir miktar para ile mümkün olduğunca en kaliteli bir ayakkabıyı almaya çalışmamız, gündelik optimizasyon problemlerinden biridir. Pazarda alışveriş yaparken mümkün olduğunca az para harcayarak, en kaliteli meyve ve sebzeleri almaya çalışmamız, farkında olmadan çözdüğümüz optimizasyon problemlerindendir. Bir işi en kısa zamanda ve en iyi şekilde bitirmeye çalışmamız yine bu tip bir problemi çözme arzumuzdan kaynaklanmaktadır. Değişik ebatlarda olabilen silindirik yapıda konserve kutuları imal etmek istiyoruz. En az teneke harcayarak en büyük hacimde konserve kutusu imal etme problemi matematik olarak ifade edildiğinde ve çözüldüğünde şu sonucu elde ederiz: Konserve kutusunun çapı ve yüksekliği birbirine eşit alınırsa en küçük alan ile en büyük hacim kaplanmış olur. (Devamını Oku)

Hassas Dengeler

Yazan: Taşkın Tuna

Güneş ve Dünya arasındaki uzaklık, evrendeki hassas dengelere ve mükemmel düzene verilecek en güzel örneklerden biridir. Bu uzaklığın çok az bir oranda azalıp çoğalması, dünya üzerindeki tüm canlıların bir anda sonu demektir. Zaten güneş sistemindeki öteki gezegenlerde hayatı aramak için girişilen faaliyetlerden hiç bir sonuç alınamadığına göre, hayat yalnız bizim mavi gezegenimizde mevcuttur. Bu konuda yürütülen bilgisayar sonuçları hep aynı gerçeği haykırıyor! Güneşten gelen ışınların en uygun dalga boyunda, en uygun oranda ve miktarda, en uygun açıyla gelmeleri, olağanüstü bir düzenlemenin, şansa bağlı ve bağımlı olmayan bir plânlamasıdır.

Uzay her gün genişliyor, şişiyor ve büyüyor. Genişleyen evren teoremine göre, en uzak galaksiler, bize daha yakın olanlara göre daha hızlı uzaklaşıyorlar.

Evrendeki izotropik özellik, bilimcileri şaşırtmakta devam ediyor. Evrende, nereden nereye bakarsak bakalım, hep aynı değere sahip bir ışımanın eşdeğeri olan sıcaklık değerini görüyoruz. -270 derecelik bir sıcaklık değeri tüm uzayı doldurmuş durumda. Eskiden bu değer daha sıcaktı. (Devamını Oku)

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »