Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Hayvanlar Alemi

camel.jpgat1.jpginek.jpg

arilar2.jpgsunset12.jpgyunus.jpg

 

Kur’an-ı Kerim ayetleri mükemmel bir şekilde hayvanlar alemine dikkatleri çekmekte ve insanlığın hizmetine sunulan canlıların faydalarından bahsetmektedir. Söz konusu ayetlerin bir kısmı şu şekildedir:

Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: “Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da…” “Sonra, meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul.” Onun karıncıklarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için, bunda kesin bir mucize var. 16 Nahl Suresi Ayet 68-69

Davarları da O yaratmıştır. Onlarda sizin için bir ısıtıcı-koruyucu ve nice nice yararlar vardır. Onlardan bazı şeyleri/onlardan bazılarını yersiniz. 16 Nahl Suresi Ayet 5

Hem binesiniz diye hem de bir süs olarak atları, katırları, eşekleri de yarattı. Ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratır O… 16 Nahl Suresi Ayet 8 (Devamını Oku)

Tabiat ve Terzilik

tailormade.jpg

Yazan: Zoolog Arif YILMAZ

Canlıların vücutlarını dış dünyanın zararlı tesirlerinden koruyan onların derileridir. Çünkü bütün canlılarda dış dünya ile direkt temasta olan, çeşitli şartlara (sıcak, soğuk, sürtünme, yaralanma vs.) karşı ilk mukavemeti ve esnekliği gösteren deri dediğimiz vücut elbisesidir.

Omurgalılarda deri, omurgasızlara nazaran daha komplex (muğlak, karmaşık) olup, epidermis (üst deri) ve dermiş (alt deri) denilen iki esas tabakadan üreyerek yukarıya doğru yeni deri hücrelerini meydana getirirken, diğer bir hücre tabakası da bunları keratinleştirir ve yüzeye doğru yassılaştırarak nasır tabaka (corneum)’yı meydana getirirler. Alt derinin içinde kılcal kan ve lenf damarları, sinirler, his alıcı reseptörler, renk veren krornotoforlar ayrıca yağ ve ter bezleri bulunur. Bundan başka tırnak, pul, tüy, saç gibi yapılar da deriden meydana gelirler.

Pullar balıkların vücudunu örter; yuvarlak ağızlı balıkların ağızdaki dişleri de epidermisten meydana gelmiş keratinleşmiş cisimciklerdir. Bacakları vücuda göre zayıf olan sürüngenlerin karınları sık sık yere süründüğünden bunların da vücudu pullardan meydana gelmiş olan bir zırhla örtülmüştür. Kuşların vücudu ise yine deriden meydana gelen tüylerle örtülüdür. Bacak ve ayak üzerleri ile gaga etrafı ise daha fazla aşınmaya maruz kalabileceğinden buralarda pullar bulunur. Memelilerin vücudu kıllarla örtülü olup, bazı dişsiz memelilerde (Edentata) vücut kalkan gibi dizilmiş zırh şeklinde pullarla Örtülüdür. (Devamını Oku)

Mühendislik ve Canlılar

Yazan: Dr. Polat HAS

Canlılar âlemi, insanlar tarafından incelenmekte ve araştırılmaktadır. Günümüze kadar birçok teknik buluşların kaynağı canlılar olmuştur. Bu sebeple teknik yönünden canlılar mühim bir durum arz eder.

Mesela, kunduz, büyük bir baraj ustasıdır. 650 m. uzunluğunda 3,5 metreye yükselebilen bentler yapmaktadır. Yüz ton malzemeden meydana gelebilen bentleri uzun yıllar yıkılmadan kalabiliyor. Su kanalları yaparken uzaklarda yıktıkları ağaçları kendileri taşıyamayacağı için suya atarlar. Suyun kaldırma kuvvetinden faydalanarak ağacı istenen yere götürürler. Yani suyun kaldırma kuvveti prensi- bini bilirler. Kunduzlar bu bentleri ile civar tarlaların sulanmasını, çevrenin sel baskınına uğramasını engellemiş olurlar.

Acaba kunduz bu fizik prensiplerini nasıl biliyor? (Devamını Oku)

Hayvanların Kemiklerinin Tasarımındaki Mükemmellik

Yazan: Prof.Dr. M.Sami Polatöz

Hayvanlar yeryüzü şartlarındaki çekim, hava basıncı, hareketlere bağlı mekanik basınç ve gerilimlere karşı mükemmel bir şekilde tasarlanmışlardır. Bizler bir makine icad ederken yaptığımız tasarımda en uygun çözümü bulmak üzere optimizasyon teknikleri geliştiririz. Bir tasarımda mümkün olduğu kadar az malzeme kullanarak, en dayanıklı yapıyı elde etmeye çalışma bir optimizasyon problemidir. Aracınızın yakıtı ile mümkün olduğunca fazla seyahat edebilme yine başka bir optimizasyon problemidir.
Günlük hayatımızda farkında olmadan hep optimizasyon problemlerini çözmeye çalışırız. Elimizdeki kısıtlı bir miktar para ile mümkün olduğunca en kaliteli bir ayakkabıyı almaya çalışmamız, gündelik optimizasyon problemlerinden biridir. Pazarda alışveriş yaparken mümkün olduğunca az para harcayarak, en kaliteli meyve ve sebzeleri almaya çalışmamız, farkında olmadan çözdüğümüz optimizasyon problemlerindendir. Bir işi en kısa zamanda ve en iyi şekilde bitirmeye çalışmamız yine bu tip bir problemi çözme arzumuzdan kaynaklanmaktadır. Değişik ebatlarda olabilen silindirik yapıda konserve kutuları imal etmek istiyoruz. En az teneke harcayarak en büyük hacimde konserve kutusu imal etme problemi matematik olarak ifade edildiğinde ve çözüldüğünde şu sonucu elde ederiz: Konserve kutusunun çapı ve yüksekliği birbirine eşit alınırsa en küçük alan ile en büyük hacim kaplanmış olur. (Devamını Oku)

Hassas Dengeler

Yazan: Taşkın Tuna

Güneş ve Dünya arasındaki uzaklık, evrendeki hassas dengelere ve mükemmel düzene verilecek en güzel örneklerden biridir. Bu uzaklığın çok az bir oranda azalıp çoğalması, dünya üzerindeki tüm canlıların bir anda sonu demektir. Zaten güneş sistemindeki öteki gezegenlerde hayatı aramak için girişilen faaliyetlerden hiç bir sonuç alınamadığına göre, hayat yalnız bizim mavi gezegenimizde mevcuttur. Bu konuda yürütülen bilgisayar sonuçları hep aynı gerçeği haykırıyor! Güneşten gelen ışınların en uygun dalga boyunda, en uygun oranda ve miktarda, en uygun açıyla gelmeleri, olağanüstü bir düzenlemenin, şansa bağlı ve bağımlı olmayan bir plânlamasıdır.

Uzay her gün genişliyor, şişiyor ve büyüyor. Genişleyen evren teoremine göre, en uzak galaksiler, bize daha yakın olanlara göre daha hızlı uzaklaşıyorlar.

Evrendeki izotropik özellik, bilimcileri şaşırtmakta devam ediyor. Evrende, nereden nereye bakarsak bakalım, hep aynı değere sahip bir ışımanın eşdeğeri olan sıcaklık değerini görüyoruz. -270 derecelik bir sıcaklık değeri tüm uzayı doldurmuş durumda. Eskiden bu değer daha sıcaktı. (Devamını Oku)

Dört Temel Kuvvetteki Hassas Ayar

Moleküler Biyolog Michael Denton, Big Bang’ten sonra ortaya çıkan ve evrene dağılan maddeyi belirleyen dört temel kuvvetin ortaya koyduğu ölçülerin önemini şu sözlerle vurgulamaktadır:

Şayet yerçekimi kuvveti, bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama bir yıldızın kütlesi, şu anki Güneşimizden bir trilyon kat daha küçük olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan, eğer yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya da galaksi aslâ oluşamazdı. Diğer kuvvetler arasındaki dengeler de son derece hassastır. Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı, o zaman evrendeki tek kararlı element, hidrojen olurdu. Başka hiçbir atom olamazdı. Şayet güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvete göre birazcık daha güçlü olsaydı, o zaman da evrendeki tek kararlı element, çekirdeğinde iki proton bulunduran bir atom olurdu. Bu durumda evrende hiç hidrojen olmayacak, yıldızlar ve galaksiler, oluşsalar bile, şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Açıkçası, bu temel güç ve değişkenler şayet şu anda sahip oldukları değerlere en hassas ölçüde sahip olmasalardı, hiçbir yıldız, süpernova, gezegen ve atom olmayacak, hayat da olamayacaktı.

Paul Devies de bu konuda şunları söylemektedir: Doğanın, elektronun yükü, protonun kütlesi ya da Newtoncu yerçekimsel sabite gibi temel sâbitelere tahsis ettiği sayısal değerler anlaşılmaz ve tuhaf olabilir. Ancak bunlar, evrenin bizim algıladığımız yapısı için çok kritik bir önem taşırlar. Çekirdekten galaksilere kadar, daha fazla fiziksel sistem daha iyi anlaşıldıkça bilim adamları, bu sistemlerin birçok karakteristiğinin temel sâbitelerinin net değerlerine çok duyarlı olduğunu fark etmeye başladılar. Şayet doğadaki bu rakamsal değerlerde çok ufak bir değişiklik olsaydı, dünya bundan çok daha farklı bir yer olurdu ve biz bunu görebilmek için burada olamazdık.

Kaynak: Michael J. Denton, Nature’s Destiny, A Touchstone Book Published by Simon&Schuster, New York 1998.

Evrim Teorisi’nin Bilimsel Kriterlere Uygunluğunun Sorgulanması

evrimteorisi.jpg

Yazan: Doç. Dr. Caner Taslaman

Evrim Teorisi’nin, kendisinin dışındaki yaklaşımlardan daha doğru olup olmadığını anlamak için, onu, diğer görüşlerden ayırt eden unsurların neler olduğunu doğru tespit etmek gerekmektedir. Evrim Teorisi’nde, kendiliğinden türeyen basit bir canlıdan diğer bütün canlıların, bir canlı formundan diğerine değişim yoluyla oluştuğu savunulmaktadır. Burada altı çizilmesi gerekli nokta, Evrim Teorisi’nin, istisnasız bütün türlerin, başka bir türden oluştuğunu iddia etmesidir. Türlerin tamamen sabit olup hiç değişmedikleri fikri özellikle Linnaeus ve takipçileri tarafından savunulmuştur. Oysa Linnaeus, bu fikri ortaya koyduktan sonra melezleşme ile de yeni türlerin oluştuğunu savundu ki, bu görüşü, türlerin baştaki sabitliklerini koruduklarına dair görüşünden farklıdır. Melezleştirme ile yeni türlerin oluşabileceğini Mendel de, Darwin’in Evrim Teorisi’ne karşı bir alternatif olarak savundu.Buffon, Linnaeus’un düşündüğünden daha az sayıda kökensel türün başta yaratıldığını, diğer türlerin bu türlerden değişim yoluyla oluştuklarını söyledi. Evrim Teorisi’ne karşıt fikirleri savunan biyolojinin bu en ünlü isimlerinin görüşlerine karşı, bu teorinin doğruluğunu göstermek için türlerin sabit olmadığını, türlerde bazı değişiklikler bulunduğunu göstermek yetmeyecektir. Fakat bir türden diğerine değişim olurken, kanadı olmayan bir sürüngenin kanadının çıkıp da yeni bir tür oluştuğu veya memeli olmayan bir canlının memeli başka bir türe dönüştüğü gösterilebilirse, Evrim Teorisi’nin diğer görüşlere göre daha üstün olduğu ispatlanabilir. Görüldüğü gibi bir türün içinde farklılıklar olması, hatta birbirine çok yakın iki türün ortak bir atadan veya atalardan melezleşme veya değişim yoluyla oluştuğunun savunulması; Evrim Teorisi’ni savunanları diğer görüşleri savunanlardan ayırt eden özellik değildir. Canlılar dünyasında küçük değişimlerin (mikro-mutasyonların) gözlenmesinin Evrim Teorisi’nin delili olduğu söylenemez; ancak bir türden diğer türe geçişi sağlayacak büyük değişimlerin (makro-mutasyonların) oluştuğu; bunun ister bir anda, ister küçük değişimlerin birikmesiyle mümkün olduğu gösterilebilirse, Evrim Teorisi’ni diğer görüşlerden ayırt eden iddialarının delilinin bulunduğu söylenebilir. (Devamını Oku)

Vücudumuzdaki Hassas Denge

human-body-1.jpg

Yazan: Prof.Dr. Ömer Arifağaoğlu

Bütün canlıların sudan yaratıldığını bildiren Kur’an-ı Kerim’in mucizevî beyânından suyun hayat için ne kadar mühim olduğunu anlıyoruz. Nitekim vücudumuzun yaklaşık % 60′ı sudur. Vücudumuzdaki bütün hayatî, kimyevî ve fizyolojik hâdiselerin ancak sulu bir vasatta cereyan ettiğini öğrendiğimizde ve su olmayınca hücredeki reaksiyonların bozulduğunu gördüğümüzde, yukarıdaki beyânın hikmetini daha iyi anlıyoruz. Erişkin bir insanın 70 kg olduğu farz edilirse, vücuttaki toplam su miktarı yaklaşık 42 litre olur. Bunun 28 litresi hücrelerin içinde, 14 litresi ise, hücrelerin dışında bulunur. Erişkin insan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre bulunmaktadır. Bu hücrelerin tamamı, hücre dışı sıvı olarak tanımladığımız bir ortam içinde her taraftan kuşatılmış olarak bulunur. Dokularda birbirine yapışık gördüğümüz her hücrenin etrafı, çok ince bir sıvı ile çevrilidir. Bu iç ortamın muhtevası vücudun her tarafında aynıdır: Yani karaciğerdeki iç ortamda hangi yoğunlukta glikoz, oksijen veya vitamin varsa, beyindeki iç ortamda da aynı yoğunlukta vardır. Belki ilk anda kan, beyin-omurilik sıvısı, mide ve bağırsak boşluklarındaki sıvılar, safra vs gibi salgıların bu iç ortamı farklı hallere çevirdiğini düşünebilirsiniz. Ancak bu sıvıların hepsi hücrelerin dışında ve organ boşluklarında olduklarından sadece ait oldukları organda belli fonksiyonlar için yaratılmışlardır. Halbuki hücrelerin içinde bulunduğu ortamın terkibi, bütün hücreler için homojen bir yapıda olup, aynı özelliğe sahiptir. Bu ortamda hücrelerin yaşaması için gerekli miktarlarda oksijen, gıda maddeleri, iyonlar, vitaminler, hormonlar vs bulunur. (Devamını Oku)

Evren ve Oluşumundaki Bazı Hassas Ayarlar

Dünyamız bir yandan kendi ekseni çevresinde saniyede yaklaşık 500 metre hızla dönerken diğer taraftan saniyede 30 km kadar bir hızla Güneş’in etrafında dolaşmaktadır. Bunun sonucunda oluşan merkezkaç kuvvet etkisiyle Dünya, Güneş’ten hayat için en uygun mesafe olan 149.500.000 km uzaklıkta tutulur. Dünya’nın dönüş hızı daha az olsaydı, güneşe yaklaşır ve aşırı derecede ısınırdı. Gündüzler de uzayacağından bu etki daha da artardı. Aksi durumda ise Dünya buz kitleleriyle tamamen kapanacak kadar soğuyabilirdi. Bütün gök cisimleri gibi Dünya ve Güneş de belirli miktarlarda elektrik yüküne sahiptirler. Bu elektrik yükleri, bugünkü değerlerinden sadece trilyonda bir oranında farklı olsaydı, Dünya-Güneş arası mesafe, yerkürenin tamamen ergimesine yol açacak kadar azalabilir veya tamamıyla donmasına sebep olacak kadar artabilirdi. Dünya’nın Güneş’ten belirli bir uzaklıkta tutulmasına vasıta olan merkezkaç kuvvetin etkisiyle, Dünya’nın kendi ekseniyle dönüş ekseni arasında 0 veya 90 derecelik bir açı oluşması beklenirdi. Oysa, bu açının 23 derece olması sağlanmıştır. Bunun sağlanması sonucunda kutupların sürekli karanlıkta kalması sonucu okyanuslardan yükselecek buharların buralarda dev buz tabakaları oluşturması önlenerek, dünyanın kuzey ve güney yarıkürelerinde buzdan kıtalar, Ekvator bölgesinde aşırı sıcak bir kuşak ve aralarında sürekli yağışlar ve sellerin tesiriyle oluşmuş derin vadilerden ve kayalıklardan müteşekkil, hayata elverişsiz üç bölgeden ibaret korkunç bir gezegene dönüşmesi engellenmiştir. (Devamını Oku)

Atom ve Atomun Parçacıkları

Ne göklerde, ne yerde zerre ağırlığınca bir şey O’ndan (Allah’tan) gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de, daha büyüğü de, istisnasız olarak hepsi muhakkak apaçık bir kitaptadır. 34-Sebe Suresi 3

Zerre bir maddedeki en küçük parçanın adıdır. Zerrenin bir tercümesi de atomdur. Allah atomun varlığına ve atomun bilgisinin önemine böylelikle dikkat çekmiştir. çıplak gözle masaya, halıya, duvara, taşa bakan bir kişi bunlardaki en küçük birim olan atomu ve atomun içindeki bilginin önemini kavrayamaz. Oysa Kuran atomun bilgisine dikkat çektiği gibi, “Bundan daha küçüğü” ifadesiyle atomdan daha küçük birimlerdeki bilginin önemine de dikkat çekmiştir. Kuran’ın en küçük parçada önemli bilgiler olduğunu vurgulamasının ardından, bundan da-ha küçüğünde de önemli bilgiler olduğunu vurgulaması atom ve atomun parçacıklarının bilgisinin önemini ortaya koymaktadır. “Bundan daha büyüğü” ifadesiyle atomun birleşenleri olan moleküller gibi birleşimlerin bilgisinin önemi de vurgulanmakta, tüm bunların Allah’ın katında bilindiği hatırlatılmaktadır. Peygamberimiz’in yaşadığı dönemdeki insanlar maddenin en küçük biriminin, bunun parçacıklarının ve bunun bileşenlerinin önemli ve birbirinden ayrı bilgileri içerdiğini, her birinin farklı olduğunu bilecek imkana sahip değillerdi. Kuran, Allah’ın bilgisinin her şeyi kuşatıcı olduğunu söyler. Atoma ve atom altı parçacıklarının önemine dikkat çekilmesi fiziğin günümüzde vardığı çok önemli bilgilerle uyum içindedir. Bütün Evren’i inceleyen kozmolojik fiziğin bilgileri atom fiziğinin bilgileriyle çok ilişkili, çok iç içedir. Kuran ayetinin diğer bir mucizevi işareti de Kuran’ın atoma “zerre” kelimesiyle her dikkat çekişinde onun ağırlığına da (Arapçası miskale) değiniyor olmasıdır. (Bilindiği gibi atomların incelenmesinde atom ağırlıkları çok önemli bir bilgidir.) (Devamını Oku)

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »